Son bir yıldır ülke olarak kriz
ortamında yaşıyoruz ve zor günler geçiriyoruz. Ancak "her kriz
kendi içinde fırsat barındırır" sözünü unutmamak gerek. Psikolog,
Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi
Prof. Dr. Handan Kepir Sinangil krizi fırsata dönüştürmenin yollarını
Eti Dünyası okuyucuları ile paylaşıyor.
Ülkelerin gelişimine katkıda bulunan iş dünyasında yer alan kuruluşlar
ve işletmeler, hepimizin bildiği gibi, sermaye, teknoloji ve insan
faktöründen oluşmaktadır. Ben de yirmi yıldır iş ortamında insanın
rolü, gelişimi ve sorunları konusunda çalışan, araştırmalar yapan
bir iş psikoloğu olarak bu sayıda, yaşadığımız kriz ortamında
ekonomik sıkıntılara rağmen nasıl sağlıklı, umutlu ve verimli
çalışanlar, yöneticiler ve müteşebbisler olabiliriz sorularına
cevaplar aramak istiyorum.
Bu konuda iki kaynağımız var; ilki, kuruluşlarda yaptığımız araştırmalar
ve uygulamalar, ikincisi ise, diğer ülkelerde "krizi bir
gelişme/geliştirme fırsatına dönüştürmeyi başarmış" şirketlerin
uygulamaları... Evet aynı ülkede, aynı koşullarda, benzeri donanımla
varlıklarını sürdüremeyen birçok kuruluş küçülme yoluna gidip,
önce elemanlarını azaltarak işe başlayan ve giderek daha küçülüp,
pazar paylarının çoğunu kaybedenlerin yanı sıra, değişik sektörlerde
aynı donanımlarla aksine büyüyenler, gelişenlerin var olduğu bir
dünyada yaşıyoruz. Acaba onlar neler yapıyor diye araştırdığımızda
"kriz nedeniyle işten çıkarmak zorunda kaldığınız işçi sayısı
ne kadar?" sorusuna %2 - %3 oranında cevabını alınca merakımız
daha fazla artıyor.
"Gülümseyerek biz insanımıza büyük bir yatırım yaptık, onlardan
vazgeçemeyiz" diyorlar. Nasıl bir yatırım sorusuna cevaben
ise, önce "o iş için en uygun insanı" seçtiklerini,
eğitimlere gönderdiklerini, "iş yerini kendi işi gibi düşünmesini"
sağladıklarını söylüyorlar. Ne kadar önemli bir noktayı vurguladıklarını
düşünüyorum. Türk insanımızın belirgin bir özelliği de, kendisine
insiyatif verilmesinin, işi konusunda görüşünün alınmasının büyük
bir motivasyon kaynağı olmasıdır. Kendi değerleri ile işyeri değerlerinin
örtüştüğü bir ortamda çalışan insan, tüm potansiyelini işe aktarmakta,
dahası işin daha iyi yapılabilmesi için öneriler getirmektedir.
Bunun pek çok örneğinden birisi, Denizli'de bir fabrikada iş kazalarının
önlenmesi için en uygun ve en ekonomik öneriyi işçilerin getirmesidir.
Uygulama ve sonuçtaki başarının sevinci de birlikte yaşanmış ve
paylaşılmıştır. Bu bazen bir mucize, bir sır gibi gözükse de aslında
bizim mesleğimizde çalışanlar için bir "teknik." Uygun
ortam sağlandığında, iki çarpı ikinin dört etmesi gibi yanılmayan
bir teknik. Üstelik teknolojiye, makinalara yapılan yatırımın
çok azıyla, daha fazla verimlilik getiren bir metod.
Batıda, gelişmiş ülkelerdeki pek çok kuruluş (bazıları Türkiye
pazarında da rekabette hep önde koşuyor) bu teknikleri 1900'lerin
başında uygulamaya geçirdi ve meyvelerini aldı. Ne yazık ki ülkemizde
bir çok kuruluşta "insan yatırımı" hala lüks olarak
görülmekte. Otoriter bir yönetimin sistemsiz kontrolü karşısında
çalışan "insanlığını unutuyor" ve potansiyelinin (kapastesinin)
en azını kullanarak "robot mekaniğinde," isteksizce,
gönülsüzce işini yapıyor, mutsuz ve umutsuz evine dönüyor. Bu
bir kader mi? Bence bu dönem bir fırsat, "krizi fırsata dönüştürme"
ve bu yolla krizde büyüme, ister 3 eleman çalıştıran küçük bir
işletmede, ister mensubu 2000'den fazla olan kuruluşta veya 15'ten
fazla ülkede yer alan, çalışan sayısı 20.000'i geçen büyük ölçekli
firmada başarıyla uygulanan evrensel "tekniklerdir."
Bu teknikte ilk aşama kişinin kendi kendine moral vermesidir.
"Bardağın yarısını dolu" olarak düşünmenin, örneğin
bizim nesillerin göremediği "savaş durumu"nun ekonomik
anlamda yaşandığının ancak bunun geçici olduğu ve yarınların çok
daha aydınlık olacağının düşünülmesinin insanlarda stresi azalttığı
görülmüştür.
Altyapıların iyi hazırlanması, gereken eğitimlerin verilmesi,
çalışanların takımlara ayrılarak "ekip çalışması" yürütülmesi,
grupların verimliliğini, çalışanların motivasyon ve moralini doğrudan
yükselten faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Prof. Dr. Handan Kepir Sinangil