AB sürecinde gıda sektöründe reklam; daha çok üretim kalitesi, hijyenik koşullar, çevreye verilen önem konularında yoğunlaşacak. Tüketiciyi yanıltıcı, bir başka deyişle ürünün özelliklerini tam anlamıyla anlatmayan reklamların saltanatı yavaş yavaş bitecek.
AB
sürecinde, her sektörde olduğu gibi gıda sektöründe de birçok
yeni uygulamanın hayata geçmesi söz konusu. Artık açıkta gıda
satışı bitecek ve buna bağlı olarak daha sağlıklı ürünler pazara
sunulacak. Bu çerçevede reklamlar da değişik bir boyut alacak.
İşletmeler daha hijyenik ve kaliteli gıda reklamları üzerine odaklanacak
ve imaj reklamlarında; atıkların kontrol edildiğini, çevreye daha
çok önem verildiğini vurgulayacaklar. Avrupa Birliği bünyesinde
başarıyla uygulanan "pazar içi denetim" mekanizmasının
ülkemize adaptasyonu ile artık tüketiciyi yanıltıcı reklamlar
da yapılamayacak.
"Pazar içi denetim" en basit ifade ile mal piyasaya
sürüldükten sonra hükümetin pazarda denetleme mekanizmasını oluşturması
çabasıdır. Doğal olarak denetim, beraberinde yaptırımları getirecektir.
Bir başka deyişle, "pazar içi denetim", ülkemizde yeni
çıkan gıda yasasının uygulama safhasını oluşturmaktadır. Bu mekanizma
başarı ile uygulandığı zaman sahtecilik, taklitçilik ve belki
de en önemli konu olan markaların korunmaması sorunu çözüme ulaşacaktır.
Uzun vadede gıda sektörü huzurlu bir şekilde markalaşma yoluna
gidecektir.
Şu an itibarıyla, gıda sektöründe reklam harcamalarının beklenenin
altında olmasını, hem ürün hem de reklam bazında denetimlerin
yeterli olmamasına bağlayabiliriz. AB sürecinde zaten "olmazsa
olmazlardan" biri olan denetim, "pazar içi denetim"
projesiyle etkin bir şekilde uygulandığında, reklam etkinliğinin
ve reklam harcamalarının artacağını da göreceğiz.
Reklam etkinliğinden bahsederken gıda sektöründeki uygulamalardan
da bahsetmek gerekir. Gıda kodekslerinin yeniden düzenlenmesi
ve bir ürünün içinde neler olduğunun tanımlanması, gıda sektöründe
reklam çabalarına da olumlu yansıyacak; çünkü artık ürünün içeriğinin
etkileyici bir şekilde tanıtılması da başarılı bir reklam çabası
gerektirecek.
Artık, AB sürecinde gıda sektöründe reklam; daha çok üretim kalitesi,
hijyenik koşullar, çevreye verilen önem konularında yoğunlaşacak.
Tüketiciyi yanıltıcı, bir başka deyişle ürünün özelliklerini tam
anlamıyla anlatmayan reklamların saltanatı yavaş yavaş bitecek.
İşin özü, "ürüne ve çevreye odaklı reklamlar" devri
başlıyor.
AB sürecinde ürüne odaklanmış işletmeler, en iyi reklamını "satış
sonrası hizmetler" ile de desteklerler. Bu bağlamda, işletmeler
artık satış sonrası müşterilerini takip etmek zorunda ve onların
memnuniyetlerini veya memnuniyetsizliklerini ölçmek zorundadırlar.
Memnun olmamış bir müşteri, işletmenin kötü reklamını yapacağından,
bu hususa özellikle dikkat edilmelidir. Rekabetin arttığı ve küreselleşmenin
çok yoğun yaşandığı ülkemizde perakendeci firmalar artık müşteri
kaybetme lüksüne sahip değiller.
Sonuç olarak, AB'ye girince tüketim bilinci artacak, gıda güvenliği
anlayışı üretici firmalara daha çok sorumluluk yükleyecektir.
Dolayısıyla reklam harcamalarının artmasına paralel olarak, üretim
kalitesi de artmalıdır ve uzun vadede gıda sektörü kesinlikle
markalaşma yoluna gitmelidir, sektör kurumsallaşmalıdır. Reklam
çabalarını etkin kılabilmek için ambalaj ve pazar araştırmaları
konularına ağırlık verilmelidir. Bir başka deyişle, gıda sektöründe
etkin reklam politikalarını belirleyebilmek için öncelikle başarılı
pazarlama stratejileri belirlenmelidir, ürünün hedef kitlesi tanımlanmalı
ve hedef kitleye uygun reklam çalışmaları yapılmalıdır.