Çölyak hastası Selen Çayoğlu'nun hikayesini,
babası Selçuk Çayoğlu anlatıyor:
Selen 11 Ağustos 1989 doğumlu. Çok sağlıklı
bir çocukluk döneminden sonra okula başladı. İlkokul birinci ve
ikinci sınıflarda arkadaşları ile hemen hemen aynı boylarda idi.
Üçüncü sınıftan itibaren boyu arkadaşlarına göre kısa kalmaya
başladı. Annesiyle benim de boyumuz çok uzun olmadığından, önceleri
"Kızımız minyon tipli" diye üzerinde fazla durmadık.
Ancak dördüncü sınıfta arkadaşları ile arasındaki boy farkı çok
açılmaya başladı. Boy kısalığı dışında görünür bir rahatsızlığı
yoktu. Ancak sık olmasa da, ayda 1-2 kez dayanılmaz karın ağrıları
çekiyordu.
Boy farkının artması üzerine doktorunun da tavsiyesi ile Selen'i
Üniversite Hastanesi çocuk gelişim bölümünde kontrole götürdük.
Yaklaşık 4 yıl boyunca her 3 - 6 ayda bir büyüme hormonları ile
ilgili testler yapıldı. Her test normal çıkıyor ve bir sonraki
sefer farklı bir hormon testi isteniyordu. Üstelik bu testler
oldukça pahalı ve zahmetli testlerdi.
En son gittiğimizde doktorumuza "Kızımız yemeklerini çok
düzenli yiyor, barsaklarında bir problem olmasın?" şeklindeki
uyarımız üzerine, bizden bu kez çölyak testi olan "antigliadin"
testleri yaptırmamız istendi. Testler pozitif çıkınca endoskopi
yapıldı ve teşhis konuldu. Kızımız çölyak hastası idi. Üç yılı
aşkın süredir gereksiz testler yaptırdığımızı ve boy kısalığının
nedeninin aslında çok kolay testlerle teşhis edilebilecek çölyak
olduğunu öğrenmiş olduk. Çocuk gelişimi ile ilgili doktorlarımızın
dahi bu hastalıkla ilgili çok az bilgi sahibi olmalarına üzüldük…
O güne kadar adını hiç duymadığımız çölyak hastalığının tedavisinin
olmadığını, tek tedavi yönteminin ömür boyu sürecek glütensiz
diyet olduğunu öğrendik. Buğday, arpa, yulaf ve çavdarda bulunan
glüteni içeren hiçbir gıdayı almaması gerekiyordu. Türk yemek
kültürü ve alışkanlıklarımızı düşündüğümüzde, önceleri "Çok
zor ama alışırız" diye düşündük. İstanbul Halk Ekmek Fabrikası'nın
ekmeğini, mısır unundan yapılma ekmekleri tedarik ederek hemen
sıkı bir diyete başladık. Ancak çok kısa zaman içinde sadece unlu
gıdaları almamanın yeterli olmadığını, salçadan ketçaba, sirkeden
mayaya, çikolatadan meyve sularına kadar hazır gıdaların çoğunda
bulunan katkı maddelerinin glüten içerdiğini öğrendik. İşin en
zor yanı, gıda ambalajlarındaki "içindekiler" bölümlerinin
yetersiz olması ya da güvenilir olmamasıydı.
Bunun üzerine tüm gıda üreticilerine telefon, e-mail ve mektup
yolu ile ürünlerinin glüten içerip içermediğini sormaya başladık.
Ancak maalesef bir kaç istisna dışında çok büyük gıda üreticisi
firmalar dahi "çölyak" kelimesini ilk kez bizden duydular.
Birçoğu sorumuza yanıt bile vermedi. Ülkemizde insan sağlığına
ne kadar az değer verildiğini bir kez daha anladık.
Tek tesellimiz kızımızın çölyakı büyük bir olgunlukla
karşılaması ve diyetine titizlikle uyması oldu.
Diyete başladığımızda (Eylül 2001) Selen 130 cm ve 28 kilo idi.
Selen'im bugün, 147 cm, 44 kg.
19 ayda boyu 17 cm uzadı, 16 kilo aldı. Yaşıtları ile boy farkı
yaklaşık 20 cm iken 6-7 cm'ye düştü. Karın ağrıları ise hiç kalmadı.
Yaşadığımız en büyük zorluklardan birisi de toplumun bu hastalık
hakkında hiçbir bilgi sahibi olmaması. Dışarıda yemek yerken yemekte
ne kullandıklarını sorduğumuzda garip karşılandık, yüzümüze gülümseme
ile bakıldı. Dışarı çıkmak zorunda kaldığımızda kızımızın yiyebileceği
tek gıda kumpir ve şehriyesiz pilav üstü döner. Tabii glütensiz
ketçabı yanımızda taşıyoruz. Evde annesi glütensiz katkı maddeleri
ile yemek yapıyor, yanında hemen hemen her gün pilav yiyoruz.
Ancak kızımız sabah okula gidiyor. Okuldan çıkıp dershaneye yetişiyor.
Dışarıda birşeyler atıştırması lazım. Tüm arkadaşları kantinlerde
poğaça, börek, kurabiye yerken kızımız tüm bunlardan mahrum. Bu
ihtiyacı karşılamak için yurtdışından glütensiz bisküvi, gofret
siparişi veriyoruz. Ayrıca makarna getirtiyoruz. Ne var ki yurtdışından
sipariş vermek hem çok pahalı hem de çok fazla formalite gerektiriyor.
Eti firmasının ticari amaç gütmeksizin çölyak hastalarına ve insan
sağlığına göstermiş olduğu duyarlılığa ne kadar teşekkür etsek
azdır. Özellikle çölyak hastası çocuklarımızın önemli bir gereksinimini
karşılamış oldular.
Bu davranış diğer gıda üreticisi firmalara da örnek olacaktır.
Özellikle glütensiz makarnanın ülkemizde üretilmesi çölyak hastalarının
yaşamlarını çok kolaylaştıracaktır.