mobil menü
TR
Basında Eti
Tüm Basında Eti

Amsterdam'da Sarı Bisiklet

23 Ağustos 2015

Ne kadın-erkek ayrımı ne de yaş limiti... Burada bisiklet hayatın doğal bir parçası…

Alya ile Amsterdam’ı sarı bisikletle keşfediyoruz Anne-kız, Amsterdam'ı keşfe çıktık. Üstelik bisikletle! Eti Sarı Bisiklet Sosyal Sorumluluk Projesi için kentte pedal salladık. Gördük ki Amsterdamlılar için bisiklet hayatın doğal bir parçası. Ne kadın ne erkek ayrımı ne de yaş limiti. Yağmur, çamur, kış, kıyamet de onları etkilemiyor. Özgürlük hissi, yüze vuran rüzgâr ve selenin üstünde geçen bir kent yaşamı: Yaşlısı, genci, varlıklısı, varlıksızı, işçisi, siyasetçisi, entelektüeli herkes bisikletli. İstanbul'da da bisikletli hayata geçmek neden mümkün olmasın? 

Oleeeeeeeey! Alya'mla ve sarı bisikletimle Amsterdam'dayım, şehri bisikletle keşfedeceğiz. Bütün gün pedal sallayacağız. Alya'mın ilk Amsterdam'ı, pek heyecanlı. Benim beşinci gelişim ama ilk bisiklet tecrübem, ben de heyecanlıyım. Birazdan Rukiye'yle buluşacağız. O, dışı Türk, içi dünya vatandaşı şahane bir kadın, Hollandalılara Hollandaca öğretiyor, anladınız öğretmen, bisiklet onun her şeyi, her yere bisikletle gidiyor, o bize rehberlik edecek. Rukiye Şen, pek çok Hollandalı kadın gibi 8.5 aylık hamileyken bile bisiklete binmiş. Ailenin Türkiye kanadı delirmiş, "N'apıyor bu?!" diye, oysa Hollandalılar için dünyanın en normal şeyi. Şimdi de 4 aylık minik oğlu Güney'ininbir an önce dik oturabilecek kadar büyümesini bekliyor ki, bisikletle hayatın içine dalabilsinler... 

Hava da missss. 15 derece. Oh be, İstanbul sıcaklarından sonra acayip iyi geliyor. Bisikletimin arkasında bir şeyler koyarken Alya görüyor ve dalgasını geçiyor. Çünkü akşam şık bir lokantaya götürecek Rukiye bizi, krem rengi topuklu ayakkabılarımı yanıma alıyorum. "Bu şehirde topuklu ayakkabıyla bisiklete binen bir sen olacaksın herhalde!" diyor. "Sen öyle san küçük şey!" diyorum. "Amsterdam'da kadınlar bisikletin üzerinde yaşıyor! Sabah çocuklarını bisikletle okula götürüyorlar, sonra bisikletle işe gidiyorlar, alışverişlerini bisikletle yapıyorlar, akşamları bara da, kokteyle de, davete de bisikletle gidiyorlar. Canları topuklu ayakkabı giymek istiyorsa, benim gibi yanlarında taşıyorlar!" Müthiş bir özgürlük duygusu. Heyecanla girdim meseleye tabi unuttum yazmayı... 

Anne-kız bir proje için buradayız, bisiklet için buradayız. Eti Sarı Bisiklet Sosyal Sorumluk Projesi için buradayız. Kanımızın son damlasına kadar bu projeyi destekliyoruz! Çünkü bu projede hareket var, sağlıklı bir yaşam için farkındalık yaratma var, bisiklet kullanımını teşvik ederek hareketli yaşama öncülük etmek var. Kömürlüklerden eski bisikletleri sokağa çıkarıp hayatımıza sokma kampanyası var. Bir sürü iyi şey var bu projede. Biz de bisikletin modern hayatta ne ifade ettiğini görebilmek için Amsterdam'a geldik. Öyle böyle değil, 800 bin insan yaşıyor bu şehirde, 800 bin de bisiklet var. Burada hareketsizlik diye bir sorun yok, çünkü bisiklet var. Bisikleti gündelik hayatlarına fena halde sokmuşlar. Dünyada bisiklet kullanımının en fazla olduğu ülke. Nüfusu 16 milyon, bisiklet sayısı 13 milyon. Amsterdam'da ulaşımın yüzde 32'si bisikletle, yüzde 22'si otomobille, yüzde 16'sı ise toplu taşımayla gerçekleşiyor. 

Otelden çıkıyoruz, Rukiye'yle buluşacağız ya, Alya ile bisikletlerimize biniyoruz, pedala kuvvet gidiyoruz. Vaaaay rüzgârına hastayım ben senin! Galiba bisiklete binmenin en güzel tarafı yüzümü okşayan o hafif rüzgar. Ve arkasından o müthiş duygu geliyor, özgürlük, dünyanın en güzel duygusu. Bir kere arabaya bağımlı değilim, kapalı bir yerde değilim. Meğer ne acayip duyguymuş, trafiğe takılmadan bir şehirde bir yerden bir yere istediğin gibi gidebilmek... Sadece sağlıklı yaşam için değil, kendini serbest ve özgür hissedebilmek için de son derece faydalı bir araç. Oysa bizde ya hobi ya da sınıf geçme hediyesi, bir oyuncaktan öteye geçemiyor. Bu anlayışın mutlaka değişmesi lazım. Bisikleti hayatımıza çok daha fazla sokmak zorundayız. Amsterdam'daki bisikletler farklı, seleleri yarış bisikleti gibi değil, çok rahat oturuyorsun, öne eğilmen de gerekmiyor. Alya da çok sevdi bisikletini. Önce bir tedirgin oldu, "Nasıl olacak şehrin ortasında? Ya arabalar sıkıştırırsa?" dedi ama hiç öyle bir şey olmadı. Çünkü Hollanda'da bisiklet kültürü, insanların hayatına nüfuz etmiş. Ama tabii bir tek şart var: Kurallara uyacaksın, bu konuda çok hassaslar, gözünün yaşına bakmıyorlar, ceza kesiveriyorlar... Hemen şehrin bir parçası oluverdik, zannedersin yıllardır Amsterdam'da bisiklet kullanıyoruz. Bir tek yayalar sanki bize biraz gıcık. Çünkü yol önceliği sıralaması şöyle: 1- Bisikletliler 2- Yayalar 3- Arabalar. Biz sevindirik olduk ama Amsterdamlılar için bisiklet hayatın doğal bir parçası, bir uzuvları gibi. Rukiye'den öğrendiğimize göre, yağmur, çamur, kar, kış, kıyamet onları etkilemiyor. "Bugün bisikletime bineyim mi binmemeyim mi?" diye bir soru işareti bile yok. Çantasını almadan nasıl birisi işine gitmiyor, bisikletini almadan da gitmiyor. Bir de kadın-erkek ayrımı yok. Kadın erkek ayrımı olmadığı gibi yaş ayrımı da yok. Yaşlısı, genci, varlıklısı, varlıksızı, işçisi siyasetçisi, entelektüeli herkes bisikletli. Bakanlar bile, anlayın artık... Bir tespit de Alya'dan geliyor. "Babamın sana Dubai'den aldığı bisiklet çok havalıydı, bunlar öyle değil!" diyor. Evet. Amsterdam'da kimsenin bisikletinin güzel olması gerekmiyor. Bilakis, "İyi bisikleti çalarlar" diye düşünüyorlar. Onlar için bisiklet bir araç, işe yarasın yeter. Özellikle sıradan bisikletleri seçiyorlar. Bisiklet cenneti. 

Ve nihayet Rukiye'yle buluşuyoruz. Dünya tatlısı bir kadın. Onun öğretmenlik yaptığı okuya gidiyoruz, sonra bizi çeşitli yerlere götürüyor, onunla şehrin altını üstüne getiriyoruz. Rukiye'ye "Hep mi böyleymiş Amsterdam?" diye soruyorum. "Hayır" diyor, "70'lerin başında trafik büyük bela oluyor. Trafik kazalarında çocuk ölümleri artmaya başlıyor. O zaman sivil toplum örgütleri harekete geçiyor. Siyasi iktidar da destekliyor. Kampanyalarla bisiklet kullanımını yaygınlaştırmaya başlıyorlar. Mesela pazar günlerini otomobilsiz gün ilan ediyorlar. Şehir merkezlerinde arabaların giremeyeceği bölgeler oluşturuyorlar, bisiklet yolları yapıyorlar. Gelinen sonuç: Hollanda bugün dünyanın bisiklet cenneti..." Rukiye bizi Fietsflat'e götürüyor. Alya ile küçükdilimizi yutuyoruz! Burası dev bir bisiklet parkı. Alya da ben de hayatımızda bu kadar çok bisikleti yan yana görmemiştik. Meğer şehrin büyük çoğunluğu Amsterdam'ın dışında oturuyormuş, evlerinden bulundukları banliyönün tren istasyonuna kadar bisikletle geliyorlar, orada bisikletlerini parka bırakıyorlar, trene atlayıp Amsterdam'daki bu büyük parkın olduğu istasyona geliyorlar. Dışarı çıkıp bu parktaki bisikletlerini alarak işlerine gidiyorlar. Dönerken de aynısı. Yani bu şehirde insanların genelde iki bisikleti var. İstanbul'da da mümkün. Rukiye 4 kız kardeş. Hepsi burada doğuyor. Hepsi çifte vatandaş. Hem İnsan Kaynakları okumuş hem Hollanda Dili ve Edebiyatı. Şimdi de ortaokul öğretmeni. Güvenlik meraklısı Alya, Rukiye'ye soruyor. ''Peki neden kask kullanmıyor burada bisikletliler?" Rukiye cevap veriyor: "Yavaş gittikleri için, bisikletlerin geçirdiği trafik kazası olmadığı için, arabalar bisikletleri sıkıştırmadığı için ve bisiklet kültürü yerleştiği için..." "Bu işin hiçbir zorluğu yok mu?" diyoruz... Rukiye diyor ki: "Park sorunu. Bisikletini kafelerin camına dayamak filan yasak. Daha önce her yere koyabiliyordun, artık öyle bir şey yok. Son zamanlarda bisikletlilere özel park yerleri yapıldı, yerde kareler var, onların içine bırakabiliyorsun." Bisikletli Amsterdam maceramıza bayılıyorum. Alya da... "Oh be dünya varmış!" diyorum... Diyorum da, keşke İstanbul'da da bisikletli bir hayata geçebilsek... Böyle bir şey mümkün olsa... Neden olmasın? Tabi ki mümkün, yeter ki isteyelim... Bu macera burada bitmedi, gelecek cumartesi bu sefer İstanbul'daki bisiklet deneyimimizi okuyacaksınız.

 

Paylaş