Yaşanan
krizler, değişen dünya, değişen Türkiye ve değişen müşteri alışkanlıkları.
Müşterinin zamanı kıymetli ve az. Aradığını hemen bulmak istiyor.
Bizde yoksa hemen başkasına gidiyor oradan alıyor. Müşterilerin
giderek azaldığı bir ortamda bu müşterimizi kendi elimiz ile rakibimize
götürüp teslim etmek oluyor. Bunun önüne geçmek için müşterinin
isteklerini devamlı karşılamak zorundayız. Ancak bunun için de
ilgili ürünleri stokta tutmamız gerekiyor. Stok tutmanın da bize
belli bir maliyeti var. Tüm mali yönetim kitapları “Aman ha! Zinhar!
Stoktan kaçının” diyor. Bu bir ikilem ve bizler ne yapacağız.
Bir yanda stok maliyetlerini düşürmek uğruna müşteri kaçırmak
diğer yanda müşteri kaçırmamak uğruna stok maliyetlerine katlanmak.
Günümüzde çoğu işletmenin problemi bütünü görememekten geliyor.
Bir işletmeye tek bir bakış açısından bakmak çok hatalı. Sadece
mali yönetim gözlüğünü veya sadece satış gözlüğünü takmak yeterli
değil. Artık olaylara çok yönlü bakmamız çok yönlü görmemiz gerekiyor.
Şimdi durumu bir daha basit bir şekilde gözden geçirelim.
İlk olarak elimde siparişi verdiğim andan ürün gelene kadar geçen
sürede yapabileceğim satış kadar stok bulundurmalıyım ki gelen
müşteriyi elimle rakibime göndermeyeyim. Tabi bu hesaba bir de
emniyet süresi koymalıyım. Bunun karı kışı var. Kamyonun arızalanması
var. Ürünün üretiminin aksaması var.
İkinci olarak stoklarımı devamlı kontrol etmeli ve belirlediğim
seviyeye düştüğü anda sipariş vermeliyim. İşte bu kadar basit.
Ancak unutmamam gereken talebin her zaman aynı kalmayacağı. Reklam,
tanıtım ve daha bir sürü neden ile talepte artış olabileceği.
Hazırlıksız yakalanmak istemiyorsam bunları da takip etmeli ve
gerekiyorsa stok seviyemi yükseltmeliyim.
Meselenin özü, her şeyde olduğu gibi ne eksik ne fazla sadece
gereği kadar stok yapmaktadır.
Timuçin Özgeç