Tiyatro sahnesi, beyazperde ve evlerimizin ekranları onun
içten gülümsemesiyle ısınıyor yıllardır. Son dönemlerde her biri
kendi alanında efsaneleşmiş projelere imza atan Erdal Özyağcılar'la
tıpkı oyunculuğu gibi "samimi" bir söyleşi yaptık...
Bir ağayı canlandırdığınız ETİ Çikolata
Keyfi reklamı sizin için nostaljik bir anlam taşıdı mı?
ETİ
Çikolata Keyfi reklamı, başarılı bir reklam projesi ve kırsal
kesimde çekilen eski Türk filmlerindeki nostaljik tadı yakalamak
adına çok hoş bir fikirdi. Ayrıca Güneydoğu'da çekilen eski Türk
filmlerinin sıcak imajını ve nahifliğini bir reklam filminde kullanmak,
bana göre çok akıllıcaydı. Zira geçmişte çekilen komedi filmleri,
Türk halkının belleğinde silinmemiş motifler taşıyor. Seyirci;
özellikle Kemal Sunal, Şener Şen gibi oyuncuların oynadığı, espri
düzeyi yüksek bu filmlerden çok keyif alıyor. Seyirci tarafından
çabuk algılanan bu filmlerin temasına gönderme yaparak bir reklam
filmi çevirmek oldukça akıllıcaydı. Film, televizyonlarda yayınlanmaya
başladıktan sonra da doğru bir proje olduğu izleyicinin beğenisiyle
kabul gördü.
Filmin başarılı olmasının yanında benim için taşıdığı nostaljik
değer de büyüktü tabii. Geçmişte Anadolu'da çevirdiğimiz filmler,
o yılların getirdiği zorlukların çalışmalarımıza yansıması; tüm
bunlar benim unutmayacağım anılar arasında yer alıyor. Filme başlamadan
önceki dönemde her bir oyuncunun izin kağıtları, kolordu ve valilik
tarafından imzalanır; çekim için izin alınırdı. Züğürt Ağa filminin
çekimleri için Güneydoğu'da bulunduğumuz dönemde, görevi filmin
onaylanmış senaryoya uygun çekilip çekilmediğini denetlemek olan
bir sivil polis vardı. Bu polis tam 42 gün boyunca, her an bizimle
birlikteydi. Sonunda film ekibi olarak polisle o kadar içli dışlı
olduk ki; sürekli bir arada yemek yiyor, eğleniyorduk. 42 günün
sonunda çekimler tamamlanıp gideceğimiz zaman, o polis memuru
iki gözü iki çeşme "Ben size çok alıştım, sizsiz burada ne
yapacağım?"diye ağlamıştı arkamızdan. O ânı hiç unutamam.
Bilge Olgaç'ın dediği gibi "rağmen" sinema yapıyorduk
o dönem biz. Her şeye rağmen sinema…
Reklam filminde yeniliklere direnen bir
ağa tiplemesi var. Canlandırdığınız bu karakteri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeşilçam'ın Ertem Eğilmez sinemasında, ağalar hep sempatiktir
aslında. Örneğin Züğürt Ağa'da Şener Şen'in canlandırdığı ağa
tiplemesi, adeta acınası bir ağadır. Benim de ETİ'nin reklam filmde
canlandırdığım ağa, sıcak ama yalnız biri. Kötü bir ağa değil,
yalnızca tutucu ve belki de ağalığın getirdiği despotluğa sahip
o kadar.
Çekimleri anlatır mısınız? Nasıl geçti,
neler yaşadınız?
Reklam filminin senaryosunu okuduktan sonra, başarılı bir iş çıkacağını
tahmin etmiştim; öyle de oldu. Beni etkileyen bir diğer unsur
da projenin çok ciddiye alınmasıydı. Kostüm provaları dahi yapıldı.
Çekim için benden üç gün istendi. Ben en fazla iki gün müsait
durumda olduğum için çekimleri bu sürede tamamladık; fakat bir
reklam filmine üç çekim günü ayrılması, projeye ne kadar önem
verildiğinin bir göstergesiydi.
Çekim yeri Ürgüp olarak kararlaştırıldıktan sonra ben mekana
gittim. Reklamın yönetmeni Ömer Faruk Sorak'ın çok başarılı bir
plato hazırladığını gördüm; yerlere taşlar dökülmüş, köy bakkalının
karşısına yeniden bir bakkal inşa edilmiş, çeşitli kostümler hazırlanmış…
Reklam filminde taktığım gözlükse Ömer Faruk Sorak'ın fikriydi.
Kendisi çok başarılı bir yönetmen. Ayrıca benim "iç diyalog"
dediğim iletişimi de çok güçlü; ki bu bir oyuncu için çok önemli.
Attan atlama sahnesini pek çok kez çektik. At küçük, üzengisiyse
yukarıdaydı; o yüzden biraz zorlandım. Ömer Faruk istersem beni
attan inermiş gibi gösterebileceğini, gerçekten inmeme gerek olmadığını
söyledi fakat ben atladım. ETİ reklam filmi, bu şekilde heyecanlı
ve zevkli geçti.
Reklam filmiyle ilgili çevrenizden ne
gibi tepkiler aldınız?
Ben filmi henüz montaj aşamasına girmeden seyretme fırsatı buldum.
Bana göre film, ışıktan yönetmenin deküpajına kadar başarılıydı.
Çekilen sahnelerin çokça provası yapıldı fakat filmde tekrar olmadı.
Bu da filmi daha başarılı kıldı. Çekim sonunda reklam filmini
bir de CD'den izleme fırsatım oldu. Onun dışında pek çok kişiden
de reklam filmini başarılı bulduklarına dair geri dönüş aldım.
Adından
çokça söz edilen dizilere de imza atmış bir oyuncu olarak; dizi
filmlerin başarılı olmasının sırrı ne sizce?
Bir oyuncunun, kendisine sunulan projenin başarılı olup olmayacağını
öngörme şansı veya ihtimali yok. Bir dizi filmin izleyiciler tarafından
beğenilmesi formüle edile-meyecek kadar zor. Fakat yine de belli
bir takım kriterler yerine getirilirse, filmin gelecekteki başarısı
için %50-60 oranında bir öngörü oluşturulabilir. Kaliteli bir
prodüksiyona imza atmak, senaryoyu çok iyi yazmak veya yazdırmak,
hikayenin en azından on üç bölümünde olayların nasıl gelişeceğini
önceden kurgulamak, doğru yönetmen ve role uygun oyuncular bulmak;
bu kriterler arasında yer alıyor.
Oyuncunun, yönetmenin kafasında canlandırdığı ve aktarmak istediği
hikayeye uygun olması gerek. Yönetmenin de, hikayedeki karakterleri
sadece oyuncunun profesyonelliğine bırakması doğru değil. Yönetmen,
karakterin nasıl oynanması gerektiğinden çok karakterin seyirciye
nasıl bir duygu geçirmesi gerektiğini oyuncuya ifade edecek güçte
ve bilgide olmalı. Oyuncuya düşense, rejisörün isteğini yerine
ge-tirebilecek mükemmeliyette bir oyun ser-gilemek. Tüm bunlar
bir araya gelince değişik tatta bir dizi film yakalamak mümkün
Türkiye'de olduğu kadar Yunanistan'da
da beğeniyle izlenen Yabancı Damat dizisinden bahsedelim biraz
da...
Türkiye'de bir senede çekilen tüm bölümler, Yunanistan'da geçtiğimiz
yaz boyu gösterildi. Bu seneyse; Türkiye'de cuma günü oynanan
bölümler Yunanistan'da pazartesi günü gösteriliyor. Yabancı Damat
dizisinde, daha evvelden de bahsettiğim ve bir dizinin başarılı
olmasını sağlayan kriterlerin çoğunluğu mevcut.
Genç oyuncular hakkında neler düşünüyorsunuz?
Ben bir-iki dizi çeviren oyunculara hemen "genç yetenek"
sıfatının yakıştırılmasını doğru bulmuyorum. Yetenek çok göreceli
bir kavram ayrıca. Genç bir oyuncu oynadığı ilk dizide başarılı
olabilir fakat ona bambaşka bir rol verildiğinde iyi bir performans
çıkaramayabilir. Dolayısıyla genç bir oyuncunun yetenekli sayılabilmesi
için ya konservatuardan mezun olması ya da en az 5-6 sene, usta-çırak
ilişkisiyle bu meslekte çalışmış olması gerek.
Sanat yaşamınızın dışında neler yapıyorsunuz?
Açıkçası işlerimin yoğunluğundan kendime ayıracak çok da vaktim
kalmıyor. En büyük lüksüm Beşiktaş Hamamı'na gitmek. Ken-dime
hiç vakit ayıramasam da haftada bir gün mutlaka hamama giderim.
ETİ Çikolata Keyfi ürünlerini nasıl buluyorsunuz?
Çikolatayı çok severim ve samimiyetle söyleyebilirim ki ETİ'nin
Çikolata Keyfi ürünleri gerçekten çok kaliteli. Oğlum uzun yıllar
yurtdışında kaldı ve Türkiye'ye geldiğinde hep meşhur Avrupa çikolatalarından
geti-rirdi. ETİ'nin çikolataları onları aratmıyor doğrusu.