Anne'nin Köşesi
ÇOCUĞUNUZ BÜYÜRKEN  
 
Şefkatli Bir Anne Üretken Bir Çalışan Olabilmek...


Artık tartışmaya açık olmaksızın biliniyor ki; kadınlar aynı zamanda hem şefkatli ve bakım veren bir anne, hem de üretken ve azimli bir çalışan olabilir. Bunun birçok örneğini görmek mümkün. Peki, çalışan anneler o önemli dengeyi nasıl kurmalı ve nasıl bir yol izlemeli?

Son yıllarda çalışan annelerin sayısında artış görülüyor. Günümüzde kadınlar ev kadınlığı ve annelikten başka alanlara da ilgi duyuyorlar ve yöneliyorlar. Ülkemizde de kadının rolünün giderek değiştiğini görüyoruz. Bunda ekonomik nedenler, eğitimin yaygınlaşması ve medyanın sunduğu batılı, çağdaş kadın imajının da etkisi var.


Ancak yine de çalışan kadın zaman zaman hem evde hem de dışarıda birçok sosyal baskıyla karşı karşıya kalıyor. Geçmiş senelerde, çocukları erken çocukluk döneminde iken çalışan anneler ailelerinden ve yakın çevrelerinden eleştiri alırlardı. Evin dışında da bu tür olumsuz baskılarla karşılaşan kadın “iyi anne” olmayı “evde oturarak kendini çocuklara adamak” ile mümkün olacağını düşünürdü. Çocuğunu bakıcıya ya da yuvaya bırakıp çalışmaya giden annelerin bu tutumları onay görmezdi. Günümüzde halen kadınlar bu tür eleştirilerle ya da baskılarla karşılaşsalar da geçmişe oranla onlara destek veren daha geniş bir kesim var. Artık eğitimin öneminin etkisiyle, kız çocukları da yüksek öğrenim almaya çalışıyorlar ve meslek arayışına giriyorlar. Genellikle, iyi eğitim almış ve işinde iyi bir pozisyon elde etmiş anneler, çocukları olduktan sonra da kariyerlerine devam etmeye karar veriyorlar. Ancak yine de o geleneksel soru akılları meşgul ediyor: “Evde oturup çocuğumla zaman mı geçirmeliyim? Çalışmak çok mu önemli?” Kariyer yapmak hedefinde olmayan annelerse “Nasılsa işimde çok ilerleme şansım yok, belki de evde çocuğumla oturmalıyım” düşüncesine girerek bir çelişki yaşıyorlar. Dolayısıyla, çalışan anneler farklı birçok duygu içindedir. İyi yapılan bir işin ardından yaşanan coşku, ekonomik bağımsızlığın verdiği kendine güven ve çocuğuyla daha az vakit geçirdiğinden dolayı yaşanan suçluluk duygusu.

Çocuğun gelişimi üzerindeki etkileri

Çocukla kurulan bağ genetik değil, performansa dayalıdır. Çocuk doğumdan sonraki ilk yıllarda sürekli ve düzenli bir ana bakıma ihtiyaç duyar ve ihtiyaçlarına duyarlılık gösteren kişiyle en güçlü bağı kurar. Doğumdan sonra çocuğa verilen bakımın niteliği ve niceliği de önemlidir. Fakat yaşam koşulları her çalışan annenin, hergün bırakabileceği bir anneanne, babaanne ya da teyze gibi güvenli bir kişi bulmasını mümkün kılmıyor. Çalışan anneler çocuklarını bırakmak durumunda kalırlarsa bırakacakları kişinin çocuk için sürekli ve değişmeyen bir figür olması önemlidir. Annenin çalışmasının çocuğun gelişimi üzerine etkisini inceleyen araştırmalar, çocukların yaşları ilerledikçe annenin çalışmasının olumsuz etkilerinin azaldığını gösteriyor. Ancak bebekliğin ilk zamanlarında annenin yoğun olarak çalışmasının çocukla kuracağı bağı, çocuğun duygusal ve dil gelişimini olumsuz etkileyebileceği görülmüştür. 3 yaşlarından sonra çocuklar duygusal ve sosyal alanda daha çok geliştiklerinden kendi akranlarıyla beraber yuvada daha rahat zaman geçirebilirler. Akranlarıyla girdikleri ilişkilerde paylaşma, işbirliği, uzlaşma, problem çözme vb. gibi sosyal becerileri kazanırlar.

Çalışmak zorunda olmayan kadın neden çalışmak ister?

Antropolog Sarah Blaffer Hrdy’e göre hem çalışmak hem de anne olmak çocuk doğurmak kadar doğal bir süreç. Eğer annelik duyguları doğal seleksiyon ile evrimleşmişse, neden bir kadın kendini çocuklarına adamanın dışında da başka şeyler yapmak ister? Anneliğin anlamını ilkel toplumlardan günümüze dek inceleyen Hrdy, insanlığın varoluşundan beri annelerin çalıştığını, azimli olduklarını ve çocuklarını yetiştirdiklerini belirtmiştir. Kadınların aynı zamanda hem şefkatli ve bakım veren bir anne, hem de üretken ve azimli bir çalışan olabileceğini söylüyor. Örneğin şempanzeler için başarılı bir anne olmak yavrusuna bakmak ve yemek aramakla mümkündür. Çalışan anne ise bu işi ancak diğer insanlardan yardım alarak yapabiliyor. Bebeklerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için ana bakım veren kişiyle sürekli bir ilişkide olmaları gerekir.

Araştırmalar, eski dönemlerde yaşayan kadınların çocuklarını taşıyarak uzun mesafelerce yemek aramaya çıktıklarını, çocuklarını bırakacakları güvenli birileri olduğu zamansa, bıraktıklarını gösteriyor. Bunun da “statü kazanmak” ve “azimli olmak” gibi etkenlerden kaynaklandığını belirtiyor. Evrimleşme sürecinde, statü için mücadele etme özelliğinin kadının kişiliğinde genetik olarak kodlandığını belirten Hrdy, bunu verdiği şu örnekle açıklıyor: Şempanze annelerin çocuklarını besleyebilme ve yırtıcı hayvanlardan koruyabilmelerinin tek yolu sahip oldukları konumu korumaları için savaşmaktır. Çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olmak anneliğin en önemli anahtarı, fakat modern hayatta bu ihtiyacın statü ile olan bağlantısı oldukça karmaşıktır. Bunun nedeni de annelerin kariyer istekleri ile çocuğun ihtiyaçlarının çakışmasıdır.

Açıkça, çocuklarının güvenliğini sağlamak her annenin öncelik verdiği konudur. Annenin kendi kariyer hedeflerini bebeğinin duygusal ihtiyaçlarını karşılama hedefi ile birleştirmesi bilgelik ve hüner gerektirir. Anneler iş yerlerinin esnekliğinden ya da yeni teknolojilerden nasıl yararlanabileceklerini düşünmeliler ve çocuklarının derinliklerinde yatan temel güvenlik ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen arayışlar içinde olmalılar. Bazen anneler bütün gün evde çocuğuyla beraber olup, ev işlerinin yoğunluğundan ya da varsa diğer çocuklardan dolayı onunla birebir ilgilenemezler. Önemli olan çocukla geçirilen zamanın uzunluğu değil, bu zamanın nasıl geçirildiği, çocuk için ne kadar doyurucu olduğudur.

Çalışan anne olmak
  • Annenin çalışması kız çocukları için bir rol modeli oluşturur. Araştırmalar çalışan annelerin kızlarının daha girişken, bağımsız ve haklarını savunan çocuklar olduğunu göstermiştir.
  • Kadınların da iş dünyasında olmaları, cinsiyeti ne olursa olsun çocuğun, her iki ebeveynini ev ve iş hayatında eşit yeterlikte görmelerini sağlar.
  • Annenin yaptığı işten aldığı doyum, çocuklarıyla olan ilişkisini de etkiler. Yaptığı işin onu tatmin etmesi ve güvenini artırması, çocuklarıyla olan ilişkisini de olumlu olarak etkiler.
  • İşlerinden dolayı çocuklarına çok zaman ayıramayan anneler duydukları suçluluk duygusuyla onlara aşırı hoşgörülü davranarak ya da her istediklerini alarak başa çıkmaya çalışırlar. Günlük olayları paylaşacak zaman bulamayan ebeveyn bir süre çocuğa maddi imkanları sunarak kendini aldatır; en iyi okul, en iyi giysi... çünkü maddi imkanları sunmanın getirisi çok daha somuttur. Bunu inkar edemeyiz. “Ben çocuğumla beraber olamıyorum ama maddiyat sağlayabiliyorum”. Bu ilişkisizliğin getirdiği manevi boşluksa kişinin hayatta mutsuz, başarısız, ve güvensiz olmasına neden olur. Duygusal yoksunluk içinde büyüyen çocuk kendini soyutlanmış, kenara itilmiş ve yalnız hatta cezalandırılmış hisseder. Daha sonraki yaşlarda ise aşırı bağımlılık gösterebilir. Bazıları ise uyum sorunları yaşarlar, başkalarına karşı gerçek bir duygusal bağ kuramazlar.
  • Çalışan annelerin eşleri çocuk bakımı konusunda sorumluluğu eşleriyle paylaşabilir ve daha işbirlikçi tutum sergileyebilirler.
  • Çalışmayan annelerin, çalışanlara göre çocuklarıyla ilişkilerinde daha korumacı tutum sergileyebilirler. Özellikle çocukların bağımsızlıklarını geliştirme sürecinde aile içinde daha çok gerginlik yaşandığı görülür.

Annenin Köşesi sayfaları sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sizlere aktardığımız bilgiler, tavsiye niteliğinde olup, reçete ya da tedavi yöntemlerinizi değiştirmeye yönelik değildir. Bu sitedeki bilgilerin doktorunuz denetiminde kullanılması, gerçek bir tanı ve tedavi için, hasta ve doktorun yüzyüze gelmesi, öncelikli tavsiyemizdir. Bu sitede verilen bilgilerin kullanılması nedeniyle doğabilecek mağduriyetlerden doğan sorumluluk tümüyle kullanıcıya aittir.

ETİ'Lİ YAŞAM
  Lezzet Reçeteleri
  Oyunlar
  Ekran Koruyucular
  E-Kartlar
Arama:
English
Anasayfa | Bilgi Toplumu Hizmetleri | Gizlilik Politikamız | Üyelik | Site Haritası